öLüm benİm dOgUm gÜnÜm.. yOww

  • 14/1/2007 - ASURA NEDİR?
  • Kelime olarak onuncu  demektir. Muharrem ayının 10. gününe denilmektedir. Bu gün İmam Hüseyin ve 72 yaverinin Kerbela denilen sahrada (Şu anda Irak'ta bulunan bir şehir) şehit edildiği gündür. On dört asırdır bu günün anısına İslam coğrafyasında törenler düzenleniyor.

    Aşura'nın Aşure ile alakası ne?

    Aşura'nın haddi zatında Aşure adlı yemekle hiç bir alakası yoktur. Hatta eğer bu yemek sevinç ve kutlama olarak Aşura gününde pişirilirse büyük bir yanlış ve Peygamber efendimiz ile Ehlibeyt'inin hüzün gününde sevinmek anlamına geleceği için bir vebaldir.

    1400 yıl öncesi için ağlamanın anlamı ne?

    Meselenin zamanla bir alakası yoktur. Maksat sırf tarihi bir olayı canlandırmak değil, asıl maksat tarihte yaşanmış çok istisna bir olayı anarak o olaya müdahil olan örnek insanların söz ve tavırlarından örnek almaktır.

    Mesele tarihi bir olay meselesi değil, insani değerler ve İslam'ın yaşatılması meselesidir. Kerbela olayı tarihte benzeri rastlanmayacak kadar zengin bir ibretler albümüdür. Bu konuda bize hak verebilmek için Kerbela olayını ve toplumsal-tarihi tesirini incelemeniz gerekmektedir.

    Bu sorunun cevabı etraflı düşünen bir insan için: "Her gün Aşura her yer Kerbela" cümlesinde çok güzel bir şekilde özetlenmiştir.

    Niçin kendinizi kanlara buluyorsunuz?

    Kendini kana bulamak Ehlibeyt mektebinin öz kaynaklarında yoktur. Bilakis çoğu veya bütün âlimlerimiz bu işi haram bilmekteler. Bu işi yapan kitlelerin çoğunluğu Ehlibeyt mektebinin asıl gerçeklerinden habersiz insanlardır. Onların yaptığı örf ve geleneklerden kaynaklanmaktadır.

    Niçin kendinizi dövüyorsunuz?

    Ehlibeyt kaynaklarında kendini dövmek diye bir şey yoktur. Ehlibeyt imamları (a.s.) da böyle bir iş yapmamışlardır. Ancak sineye vurmak bir yas çeşididir ve dinen de sakıncası yoktur. Bu iş kendini dövmek ve nefse eziyet aşamasına varmamalıdır ve genellikle de varmıyor.

    Dini metinlerimizde üzerinde durulan İmam Hüseyin’in (a.s.) anılması ve o şehitler efendisi için ağlamaktır. Sineye vurmak anma törenlerine özel bir canlılık veriyor ve insanların çok az bir acıyla büyük acıları anlamaya çalışmasına yardımcı oluyor.

    Kerbela'yı anmanın ne faydası var?

    Kerbela'yı anmak hakkı, hakikati anmaktır. İslam'ın bekası için fedakârlık yapmayı öğrenmektir. Kerbela zulmün karşısında eğilmemeyi, oklar önünde olsa dahi namazı ayakta tutmayı, kardeşliği, Allah sevgisini, Kuran'a bağlılığı, iyilikleri emredip kötülüklerden sakındırmayı öğretmek içindir. Eğer Kerbela'yı anmak bunları hedeflemeksizin yapılırsa fazla bir anlam ifade etmez.

    Kerbela olayı nasıl anılmalıdır?

     Esas olan Kerbela olayını anmaktır. Anmanın şekli kültür ve geleneklere göre, imkanlara göre değişebilir. Bir Müslüman olarak bizden istenen bu büyük faciayı anmaktır.

    Şekli konusunda rivayetlerde en belirgin olan unsur ağlamaktır. İmamlarımızın döneminde İmam Hüseyin için düzenlenen meclislerde şiir okuyan şairler vardı. Örneğin Di'bil Hazai bu şairler arasında çok meşhur olan bir şairdir ve İmam Rıza’nın (a.s.) huzurunda şiir okumuş, halkı ve İmam’ı ağlatmıştır.

    Günümüzde Kerbela olayı daha çok, mersiyeler eşliğinde yas ve ağlama merasimleri düzenlenerek, sinezeni/zencirzeni grupları oluşturularak, “şebih” (Kerbela olayını canlandırmaya dayalı amatör bir tiyatro çeşidi) gösterileri ile canlandırılarak veya İstanbul Halkalı’da yapıldığı gibi profesyonel tiyatro gösterileri düzenlenerek anılmaktadır.

    Aşura törenleri Caferi/Alevilere mi mahsustur?

    Gerçi bize göre İmam Hüseyin'i anmak (bu konudaki Şii ve Sünni kaynaklarında gelen hadisleri dikkate alarak) bütün Müslümanların görevidir ve Kerbela olayını Şii/Alevi yazar ve edebiyatçılar kadar Sünni yazar, edebiyatçı ve tarihçiler de ele almışlardır, ancak pratikte Kerbela olayını daha çok Ehlibeyt mezhebine mensup toplumlar anmaktalar. Tabi birçok ülkede (Hindistan ve Lübnan ve Türkiye’mizde görüldüğü gibi) Ehli Sünnet kardeşler de bu anma merasimlerine katılmaktalar.

    Kerbela.net’in de aktif ziyaretçileri arasında Ehli Sünnet kardeşlerimizden olanlar çok fazladır.

    İmam Hüseyin'i kimler şehit etti?

    İmam Hüseyin'i ne sünniler ne de şiiler şehit etti. Bu sorunun cevabında verilen bu türden cevaplar genellikle maksatlı ve gerçekçilikten uzaktır.

    İbn-i Ziyad'ın ordusunda Yezid’i Müslümanların halifesi olarak haklı ve İmam Hüseyin'i haksız bildiği için yani cahilliğinden dolayı gelen de vardı, Ehlibeyt'i sevdiği halde korku ve sair sebeplerden dolayı gelen de vardı.  Bunun dışında başka hedef ve amaçlar taşıyan çeşit çeşit kesimler de yok değildi. Ortak olan şey cehalet, korku ve Ehlibeyt'e vefasızlıktı. Ümmet bütünüyle İslami gerçeklerden uzaklaşmış ve yozlaştırılmıştı.

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 19/3/2006 - SELAMUNALEYKUM
  •  

     

     Aleykum selam!

    Muhterem kardeşim, Şia takip eden, izleyen anlamınadır ve Resulullah'tan sonra Allah ve Resulü'nün emriyle Hz. Ali'yi İmam ve halife bilen ve onu takip eden, izleyen kimselere verilen bir isimdir. Bu isim bir çok hadisin de belirttiği gibi bizzat Allah Resulü tarafından bu yolun izleyicilerine verilen bir isimdir. Ancak bu görüşe sahip olanlar çeşitli sebeplerden dolayı (ki bunların ayrıyeten üzerinde durmak gerekir), sonradan bazı gruplara bölünmüşlerdir. Yani bazısı oniki imam içerisinden sadece dördüne inanmışlardır, bazısı altı imama, bazısı yedi imama vs. Bazıları ise oniki Ehl-i Beyt imamının hepsine inanarak onların yolunu takip etmeğe çalışmışlardır ki bunlara "Oniki İmam Şiası" veya Arapça deyimiyle "İsna Aşeriyye", denmiştir. Bu gruba verilen bir başka isim ise "Ceferilik"tir. Yani İmam Caferi Sadık'ı izleyenler (ki biz bugün bu yolun takipçisiyiz ve en doğru ve sağlam yolun, bu olduğuna inanıyoruz. Bu ismin verilişinin sebebi ise sadece imam Caferi Sadık'a inandıkları için değildir. Bunun sebebi ise şudur: Ehl-i Beyt İmamları, sürekli zalim halifelerin baskı ve zulümleri altında yaşadıkları için rahat bir şekilde bu mektebin çeşitli konulardaki görüşlerini geniş ve detaylı bir şekilde açıklama fırsat ve  imkanını bulamamışlardır. Ve bilindiği gibi hepsi bilahare de o zalimlerin eliyle şehid olmuşlardır. Bir tek İmam Cafer-i  Sadık (a.s), Emevîler  ve Abbasîler arasındaki saltanat kavgasının oluşturduğu boşluk ve gevşeme fırsatından yararlanarak, bu mektebin öğretilerini geniş bir şekilde Müslümanlara açıklama imkanı bulmuştur.  Bu olay da Müslümanlar arasında çeşitli mezheplerin türediği bir döneme rastladığı için, başka mezheplere başka isimler verilirken o gün on iki imam Şia'sının Rehberi ve İmamı, İmam Cafer-i Sadık olduğu için onların mezhebine "Caferilik" de denmiştir.

    Alevilik kavramına gelince tarihte, Zalim halifelere karşı mücadele eden Ali evlatlarına (Peygamber torunlarına) Alevi, yani Hz. Ali'ye mensup kimseler) deniyordu. Ancak sonraları gitgide (Özellikle Anadolu'da) Hz. Ali ve Ehl-i Beyt taraftarı olan herkese bu isin söylenmeğe başlanmıştır. Tabi bugünkü geleneksel Aleviliği dikkate alacak olursak, onları Oniki imam şiası veya Caferi olarak (gerçek anlamda) nitelemek mümkün değildir. Zira maalesef tarih boyunca çeşitli nedenlerden dolayı içlerine bir sürü hurafe ve yanlış şeyler sızmış ve bugünkü durumlara gelmiştir. Ancak onların da gerçekte Oniki İmam şiası ve Caferi oldukları kesindir ve bunun bir çok emare ve kanıtı mevcuttur.  Bunun en önemlisi, onların da oniki imamın hepsine inanmalarıdır. Oysa Şia grupları arasında oniki imama inananlar, sadece Caferi ve İsna Aşeriye veya oniki imam Şiası denen kimselerdir. Ancak dediğimiz gibi (başka bir fırsatta ele alınması gereken) bir takım sebeplerden dolayı  maalesef asıllarından uzaklaşmışlardır. Bu yüzden de dışlayarak ve tahkir ederek değil, şefkatli ve saygılı bir şekilde onları bilinçlendirip asıllarına geri döndürmeğe çalışmamız lazım.

    Ehl-i Beyt, Resulullah'ın da çeşitli vesilelerle açıkladığı ve ümmete Kur'an ile birlikte emanet ettiği ve onlara sarılmalarını emrettiği, Hz. Ali, Hz. Fatıma , Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Hüseyin'in soyundan gelen dokuz İmama denir. Onların nurlu yolu, yukarıda saydığımız isimlerle birlikte, Ehl-i Beyt Mektebi" olarak da anılmaktadır.

    Şia mezhebinde de bir sürü Sünnet vardır. Kim olmadığını söylemiştir?! Zannedersem burada daha çok namazların sunneti kastedilmiştir ki, evet onlar da vardır; hatta Ehl-i Sünnet'tekinden daha fazla. Sabah namazının iki rek'at (farzdan önce kılınır); öğle ve ikindi namazlarının her birisi için sekiz rek'at (ikişer ikişer ve farzlardan önce kılınır). Akşam namazının dört rek'at (farzdan sonra ikişer rek'atler halinde kılınır). Yatsı namazının iki rek'at (farzdan sonra oturarak kılınır).

    Ancak şöyle bir şey var; bu mektepte Sünnetlere (adından da belli olduğu gibi) tavsiye ve tekit edilmekle birlikte, (Sünnilerde olduğu gibi) adeta bir farz muamelesi yapılmamaktadır. İsteyen kılar, sevabını alır, istemeyen de kılmaz, bu sevabı kaybeder; ancak herhangi bir sorumluluk da taşımaz. Bir diğer husus şu ki bu mektepte, sünnetten önce insanın farz borçlarından kurtulması tavsiye ve tekid edilir. Yani boynunda kaza namazı olan kimselerin,  vakit ve fırsatları olduğunda önce kaza namazlarını kılmaları öncelik taşır.

    Cuma namazı da tabi ki vardır. Ancak Cuma namazı ancak İslam devleti hakim olduğu yerde kılınır. Tabi İslam devletinin başı olan şer'î hakimin izniyle başka yerde de kılınabilir. Çünkü bu ibadi olmakla birlikte, siyasi bir namazdır da. Bugün de Türkiyede zaten Caferi camilerinde Cuma namazı da kılınmaktadır. (Tabi müctehidin ve Veliyy-i fakihin izniyle.)

    Teravih namazına gelince, elbette ki Şiada da Ramazan gecelerinde kılınması müstehap olan sünnet namazlar vardır. Ancak Allah Resulü sünnet namazları hiçbir zaman cemaatle kılmamış ve bundan şiddetle nehyetmiştir ki bunun belgeleri Sünni kaynaklarda dahi mevcuttur. Ancak Ömer b. Hattap, kendi hilafeti zamanında bunu (teravihi cemaatle kılmayı) uygulamış ve kendisi de buna güzel bid'at (!!) ismini vermiş ve o gün bugündür Ehl-i Sünnet Resulullah'ın değil de Ömer'in Sünnetine (pardon güzel bid'atine!) amel etmektedir. Sünni ekolde bunun örnekleri çoktur ki uygun bir fırsatta onlara da eğilebiliriz, İnşaallah.

    Caferi mezhebinde kadının erkeğe veya erkeğin kadına dokunması abdesti bozmaz. Bunun baba kız, bacı kardeş veya karı koca olması fark etmez. Hatta namahrem bir kimseye dokunmak da haram olmakla birlikte abdesti bozmaz. Ehl-i Sünnet'in bazı mezheplerindeki bu hüküm de yine onlarda nakledilen zayıf bir rivayetin yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaktadır.

    Allah'a emanet olun.

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    bana

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • defcat
  • hasicter

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 1
    Son Sayfa |